I. KISIM
Ayaklar yanmasIn diye denize kadar tahtadan bir iskele döemiler kumsala.
Deniz süper mavi.
CanIm yazmak istemiyor.
CanIm burda yatmak istemiyor.
Yüzmek istemiyorum.
Güne süper yakIyor.
Güne yagIna bakIyorum.
Üstünde derecesi yazIyor.
CanIm yanmak istemiyor...
Yürümek istemiyorum geriye.
Sadece uyumam gerekiyor.
Gözlerimi kapIyorum eriye eriye.
ezlongun üstünde gerilen bir lahmacun hamuru kadar inceliyorum sIcaktan.
Tahtadan iskele döemiler ya denize, 5 adIm sonrasI dalga, Islak kumsal, patlak mavi.
Yemeli içmeli herey içinde bu tatil köyünde, ikinciden sonra sIzIyorum.
Mavi kumsala batIyorum.
DalmIIm. Enkaza dönmüüm. En az 3 kii geldiler. Söylenerek yerden kaldIrdIlar. Ceset gibi cansIz yayIldIm. Beni ölü sandIlar. Apoletli polisler konutular. Otopsiye alIn bunu dediler. Sedyeye yatIrdIlar. 19 mayIs 1986. Henüz yeni dalmIIm. Kalbim durmuum.
Kalbimi geçici durdurabiliyorum. Dinlerlerse anlarlar. Basit bir çocukluk geçirdim. HavaalanInda valizini taIyan bir annenin peinden kouturdum hep. Uçakta saglIk görevlisi nerede, sen burada dediler. Basit mi basit gezilerim oldu geçmite. KafamI anlayan balardan bir sabit geçmi edindim bunca zamandan sonra.
Bu boxer'i niye giydin? dedi Neriman. Kot sIkIyor, bununla oturunca rahat ettim, dedi. Boxer'ini çIkar ve yanIma gel bakalIm dedi. Nihat dizlerini titreten sinirli reflekslere baladI. KIzIn ayak tIrnaklarI pIrIl pIrIldI. Gidip yanIna oturdu. KadIn "çIkar" dedi.
Kumsalda karImla beraber uzanmI, güneleniyorduk.
Rizeli bakkal kellesi de buradaydI. Rezene peynir satan bir KIzIltoprak esnafIydI. Biraz kImIldasak kalarInI kaldIrarak bize bakIyordu. YapIIk biri gibiydi. Deli repliklerini seviyordum. UyandIn mI hoca, dedim. Pansiyon tam olmu bira dolmu dükkan durmu oluuur dedi. Bugün son kez denize girdik. Tahtadan iskelede yürüdük.
Eski bir arkadaImdI, ressam biriydi. HatIrIma geldi. Sevgilisi yoktu. Kedisi vardI. Kedi tutkunlarInIn hayat görüleri derindir. Onlar lobi kurarlar bunu yIkarlar ve çok duyarlIdIrlar çook. Velakin bütün bagImlIlIklarIn içinde dogruyu bulamazsIn, yoktur. Kahve düz tüylü, kabarIk tekir görünümlü ahin, ho bir kedisi vardI. Kedinin yanInda içeride cigara içiyordu. Yerde oturuyordu. Masada kedi. Gitti, hayvanI yere aldI. HayvanIn taaklarIna vurdu. Ritmik vurular. Ciyaklamalar.
KumsalI sikerim, kalkarIm dedim. HanIma döndüm, "ter sIktI, biraz gezecegim". Otelin otoparkIndaki Vespa'ya bindim. GazI kökledim. Motor tIrrrr. KapIdan geçerken bekçiye döndüm. Bekçi sIradan insanlarIn samimiyetiyle güldü. Güneyin ruhunu öyle iyi bilirim ki... Tekirova asfaltInIn, Belek asfaltIndan farkInI derece derece anlarIm. Diger tatil köylerinin IIldak kapIlarInIn önünde de durdum... Ne oluyordu be?
Bana bakma anacIgIm. Oglunda kafa komadIn. Kanser oldugunu sakladIn. SIrf ben tatil yapayIm diye gelininle, susmusun be eski kadIn.
Yaamdaki acaipliklere inanmIIm. Ve bunun üstümüzdeki acIlarInI taImIIm. Kafam bu, karImIIm. 10 sene daha yaasan ne olurdu?
Kemoterapi saçlarInI dökerse, hiç üzülme emi. Sesin bu cigere vurursa lafInI titretir, kesme sözünü. Gitme anacIgIm. Elimden gelse sIçacagIm agzIna bölünen hücrelerin, "yeter daha bölünmeyin ulan" diyecegim. BogazInI sIkacagIm canInI yakan mikromahluklarIn. Acaiplerin kucagInda duruyoruz, gerçeklerin tümseklerine takIlIyoruz. Gök de, deniz de yaayana güzel. Beraber gidelim be anacagIm.
II. KISIM
Radyoaktif elementle iimiz pek olmaz doktor bey. O kendi kendine olur. Hücre nasIl bölünür, neyle çogalIr ve neye göre ölür bilmeyiz. Bizim tarikatla degil hakikatla iimiz. ‹nme inerse yüzyukarI yatar, gökyüzündeki bulut formlarIndaki beyaz-gri dengesindeki hayalleri inceleriz. Biliriz, geçen bir yaamdIr ve, ya mahlukat ya da tabiat erir içimizde. Bütün yaamI buna göre degerlendiririz.
Oliver Stone soundundaki benzinliklerdeki sIrtsIrta suni deri kanepelerde oturulan cafe tarzI lokantalardan birinin penceresinden Mustang marka otomobile bakarken, otomobilin kIrmIzI ön tamponunun camdaki hilalinin yansImasInI izliyor gibiydim Pamukova'da bu kamyoncu istasyonunda. Yanda bir adam sabahIn 4'ünde sigarasInI tam 5 fIrtta tüketiyordu. Bir Ford kamyon, benzin pompasInIn 20 adIm ilerisinde duruyordu. Yolculugun ilk molasInI atlatmaya çalIIrken en az 15 dakikadIr buradaydIk. SayIlarIn arasIndaydIm. Sadece 1 yogurt yedim. Hala açIm. Ford kIrmIzIydI. Lokanta ise yeterince sala. Neden filmlerdeki gibiydi kamyon. Neden çay söyledim. Hiç bilmiyordum. Sorgu akIyor, film batIyor, ortam bulanIyordu. Soru iaretleri ya da ünlemleri unutmasaydIm bunlarI anlayabilirdim. Doktorun niye bana sIrItarak baktIgInI anlayamazdIm. Tüm bunlarIn matematikten ibaret olmasInI kaldIramazdIm.
KalkIp yürüdüm.
Otoyolun kenarIndaki banket taI tümsegine oturdum. Ellerimi yukarI daldIrdIm.
"Anne! UmursamazlIklarImIn da annesi ol ne olur. AcImasIz beterlerle yüzletigimde, dümanIn suratInI patlatmak için sIkacagIm yumruklarImIn da... YalnIzlIklarIn da annesi ol ne olur... KazdIklarImIn da... Bana tüm "de"larI da ayIrt, "da"larI da..."
Bu dünyanIn, kimseye kimsenin aldIrmadIgI bir alanInda oturuyorum, doktor. Öncü hayal beldelerinden birine haracIm var. KarIlIgInda neler alIyorum neler...
Taramam nasIl, doktor. Acaip birey yapIyorsun. Beni tünellere sokuyorsun. TIb esasInda tIptIr, gerekiyorsa susarsIn. Ve bana kalIrsa doktor, hastalarIn tehisini ilk açIklamanIn yöntemi, hekimlikte ayrI bir psikoloji uzmanlIgI olmalI.
Sen hiç battIn mI gemi?
Büyük kahvaltI ne diye bitti birdenbire. Otomobilin üstündeyken mecaziydin ya. AltInda ezilen tutunamayanlarIn oldu da usanmadIn mI ölmekten?
Bögürmekten; bugu... bugu... diye! Lan Nihat, lan!
Neden sonu olmasIndI.
Peindeyiz belli ite, Oguz'larIn en Atay abisinin...
CanIm yanIyor o baka... ‹te o, çok baka!